#

~ MEDİTASYON ~

Meditasyon Mavi Yoga Urla Yoga Aysun Akçali

MEDİTASYON


“Nasıl meditasyon yapılacağını öğrenmek bu yaşam süreniz boyunca kendinize verebileceğiniz en büyük armağandır. Çünkü sadece meditasyon yoluyla gerçek doğanızı keşfetme yolculuğuna girişebilirsiniz… Meditasyon aydınlanmaya giden yoldur… meditasyon zihni eve getirmektir… Büyük Doğal Sükûnet içinde rahatlayın…” Sogyal Rinpoche

Meditasyonu gündelik yaşamda kullandığımız sözcüklerle anlatmak ve açıklamaya çalışmak gerçekten de hayli zordur. Yaşanır, ama kolay anlatılamaz. Bir gün büyük usta Jamyang Khyentse Rinpoche’ye nasıl meditasyon yapılması gerektiğini sorduklarında şu çok yalın, şaşırtıcı, ama eşi bulunmaz yanıtı almışlar: “Bak, yapman gereken şey şu: Bir önceki düşüncen geçmişte kaldığında ve bir sonraki düşüncen henüz doğmamışken, tam o arada bir açıklık yok mu; işte o süreyi uzatmalısın. O, meditasyondur.”

Yoga programlarınızda, izlediğiniz yönteme göre, herhangi bir aşamada zaten meditasyona merhaba diyeceksiniz. Esasen bu bir gereklilik, hattâ zorunluluk olup, yapılamazsa ne içsel dünyanızı keşfedebilir, ne de fiziksel dünyayı doğru bir bakış ve doğru görüşle algılayabilirsiniz. Çünkü meditasyon yapmak, tam olarak yaşamak ve yaşadığının farkında olmak demektir. O yogayı bütünleyen bir yolculuktur ve bu yolculuğun da başlıca amacı kendinizi bulmak, kendinizle tanışmak, kendiniz olmaktır. Ama unutulmaması gereken gerçek şudur: Daha kapsamlı ve geniş bir bilinçlilik durumu demek olan meditasyon, hiç kimsede gerçekte olmayan bir şeyi ortaya çıkaramaz. Aksine, zaten varolan bir yere ve orada birşeye ulaşılmasını sağlar. Ama bu konuda aslâ acele edilmemelidir. Doğru zamanı ve sizin için doğru olan tekniği en iyi şekilde öğretmenleriniz ve ustalarınız belirleyecektir. İlkokul ikinci sınıf öğrencisine yedinci sınıfın dersini veremez, konularını da anlatamazsınız. Farkındalığın kaynağı hepimizin derinliklerindedir ve öğretmenin görevi, hiçbir koşulda belli bir inancı kabul ettirmeye çalışmak değil, öğrencilerin bunu kendi içlerinde bulmalarını sağlamaktır.

Geçenlerde meditasyonu hiç bilmeyen bir tanıdığım biraz da kinayeli bir biçimde sordu: “Üstad, bu meditasyon dediğiniz şeyin uyuşturucudan ne farkı var? Bana ikisi de aynı şeymiş ve bağımlılık yaparmış gibi geliyor da…” Yanıtım basitti: “Hayattan hoşnut olmadığın için uyuşturucu kullanırsın. Uyuşturucu aldığında, onun etkisiyle belki kısa bir süre her şeyi çok güzel görebilirsin, ama etkisinden çıkınca hayat eskisinden de berbat görünür. Üstelik bir süre sonra da dozu yetersiz kalır, fazlasını istersin, tahribat giderek artar; buraya kadar tamam mı?”. “Evet, tamam” dedi.“Bak şimdi” dedim, “Meditasyona ancak çok daha olumlu bir ortamda başlar, ilerledikçe daha da özgür ve farkında olur; bu olumluluğu hisseder ve üstelik yansıtırsın. Hiçbir tahribat yapmadığı gibi, kişiliğini ve bilincini de doğal bir biçimde korur; meditasyondan çıkınca yaşamın daha da güzelleşir, anlam kazanır.”… “Anladım” dedi ama, gerçekte anlamadığı her halinden belliydi; hem zaten bilmeden anlaması mümkün olamazdı ki.

‘Namaz kılmak varken neden yogayla uğraşalım’ diyenlerle de çok karşılaştım. Aslında bunu sorarken bile gizlemeye çalıştıkları, inançlarının temelinde bulunan ve ölesiye yaşadıkları o gizli korku ve derinden derine hissettikleri müthiş şüphe gözlerinden okunuyordu. Ne kadar yazık.

Hint – İslam kültürü içinde filizlenen, son dönemin büyük sufîlerinden Hazret İnayet Han yoga konusunda bakınız neler söylüyor:

“…sıkıntılarımız, hayal kırıklıklarımız, zaaflarımız ve beğenmediğimiz yanlarımız aslında kendi gerçek benliğimizi yeterince kavrayamamış olmamızdan kaynaklanıyor. Biz yalnızca sahte benliğimizin bilincindeyiz, gerçek benliğimizin değil. Yapılması gereken gerçek benliğimizi ortaya çıkarmaktır. Tüm yoga uygulamaları, onların meditasyon ve zihinsel yoğunlaşmaları işte bu gerçek benliği ortaya çıkarmak içindir.”Şimdi soruyorum; bu söylemin Gautama Buda’nın, Dalai Lama’nın söylemlerinden ne farkı var? Hattâ Yûnus, Mevlânâ, Ferideddîn-i Attâr, Hallâc-ı Mansûr bundan farklı şeyler mi söylemiştir? Yani hangi toplumun içinden çıkıldığının bir önemi yoktur. İslamda meditasyon mu vardır? Nitekim İslam şeriatı, sufîlere, mistiklere hep soğuk bakmış; onları sürekli dışlamış, hattâ onlara zulmetmiştir.

Doğal dindarlık işte budur: Sevgi içinde farkındalık. Bir sufînin de gerçek yogacının da organize dinler tarafından kirletilmiş sözde kutsal kavramlarla işi olamaz. Çünkü o hayatı özgürce, sevgi ve merhametle, olgunlukla ve en önemlisi farkındalıkla yaşar.

Transandantal Meditasyoncular, Hare Krişnacılar, Sahaja Yogacılar… bunların tümü arayışlar esnasında zihin bulanıklığı ve bilinç noksanlığı nedeniyle ulaşılmış olan yanlış kapılardır. Fırtınalı bir denizde iken, yaşama özgürce bakılabilecek sakin bir liman sanılarak sığınılan bu koylar çok ‘sığ’dırlar ve gerçekte oralarda, bir hapishaneden kaçmışken başka tür bir hapishaneye düşmüş ve zihninizi sadece başka bir esarete mahkûm etmiş olursunuz; hepsi o kadardır. Bunlardan bazıları sapkınlıklarını o kadar ileriye götürmüşler ki yayınlarında ve derslerinde, büyük yogilerin, gelişme aşamalarına göre insanüstü güçlere sahip olabildiklerini; örneğin “kendilerini görünmez yapabildikleri”, “yıldızlara ve güneşe dokunabildikleri”, hattâ en ileri aşamada “bir ölüyü bile diriltebildikleri” savını hiç sıkılmadan öne sürebilmişlerdir. Çok sayıda yandaş bulabilen bu merkezlerde çalışanlar örneğin levitasyonu (yerçekimini yenerek fiziksel bedenin yerden yükselmesi) başardıklarını basın ve yayın organlarında uluorta anlatabilmektedirler.

Sufîliğin karşısındaki sofuluğun ve softalığın; mistikliğin karşısındaki miskinliğin; özgür bilinç karşısında yobazlığın ne olduğunu bu sefil insanların yaşantısına ve amaçlarına bakarak kolaylıkla görebilirsiniz. Ne yaparsanız yapınız, ama bu çıkarcılara ve istismarcılara aslâ itibar etmeyiniz… Çıkış noktamız onlarla benzerlik gösterebilirse de bu yanıltıcıdır. Önemli olan amaçlardaki farklılıktır… Çok önemli bir kriter de şudur: Her kim size bu dünyadan el-etek çekmenizi ve toplumsal yaşamdan soyutlanmanızı telkin ediyorsa ondan hızla uzaklaşın.

Bu tür dinler zaten ölüdür. Çünkü organize olmuşlardır; üstelik insanlığın tüm geçmişinde olduğu gibi bugün de despot yönetimlerle ve onların politikacılarıyla yakın işbirliği ve çıkar ilişkisi içindedirler. Tümünün ortak yönü, ölesiye korkulan, kişileştirilmiş sanal varlığa ya da varlıklara, insan onurunu yokedercesine ebedî kulluk-köleliğe dayanan karşılıklı çıkar üzerine temellendirilmiş olmalarıdır… Doğal dindarlık ise sevgi temeline dayalı olarak, varoluşa karşılıksız minnettarlıktır.

Onların duaları bile hep bu gönüllü köleliğe karşılık olarak birşeyler talep etmektir. Çoğunun anlamı da özünde şöyledir: “Tanrım ne olur, iki kere iki benim için, bu seferlik dört etmesin”, ya da “Beni, ailemi, çocuğumu, filancanın ve tüm diğerlerinin önüne geçir; bizleri üstün tut; haketsek de etmesek de torpilini esirgeme üzerimizden.” Yani onların inançları gibi duaları da işte böylesine kirletilmiştir… Bizim dualarımızsa sevgi üzerinedir, talep içermez, karşılık gözetmez; onlar sadece, bizim de bir parçası olduğumuz sonsuz varoluşa minnet ve şükranın ifadesidir. Ama bakınız; zaten idealler ve inançlar gerçeklerden kaçıştır, o nedenle de gereksizdirler; yaşam enerjisinin boşa harcanmasına neden olurlar, üstelik acıların ve ayrımcılığın da nedenidirler. Ritüelik sözcükler, mantralar ve basmakalıp duaların durmadan yinelenmesi insanı uyuşturur, zihni mekanikleştirir, kişiyi içine kapalı hâle getirir; hattâ onu sıradan bir zihne mahkûm ederek kaderci yapar. Özgürlüğünü ve dolayısıyla tüm yaratıcılığını elinden alır; farkındalığına engel olarak onu ikinci el makinalara ya da basit bir ses kayıt cihazına dönüştürür.

Meditasyonda herhangi bir amaca yönelinmez, daha doğrusu sonuca koşullanılmaz; o varlığınızın merkezine yolculuk ve oradaki tanıklıktır. Bu da ancak içeriye doğru bakışla mümkündür. Ama unutulmaması gereken gerçek şudur: Daha kapsamlı ve geniş bir bilinçlilik durumu demek olan meditasyon, hiç kimsede gerçekte varolmayan bir şeyi ortaya çıkaramaz; aksinezaten varolan bir yere ve oradaki birşeye ulaşılmasını sağlar. O nedenle yukarıda da belirttiğimiz gibi meditasyon aslâ belli bir amaca varmanın aracı olarak düşünülmemelidir; o zaman bu çabaların bir işe yaramayacak olması bir yana zaten yapılmaya çalışılan şey de gerçek anlamda meditasyon olmaz. Meditasyon, zihinden sonra bilincin de doğru algılanmasına ve bu nedenle de adetâ zekânın yeniden keşfedilmesine neden olacaktır; çünkü onun sayesinde algılar değişmiş, hattâ algılamanın boyutu ve işlevi farklılaşmıştır. Meditasyon bir zihin hali olmadığı, ya da ona zihin ile ulaşılamayacağı içindir ki, o sırada elde edilecek sonuçların farklılaşması doğaldır. İşte bu nedenledir ki ancak zihnin bu kapalı halinde gerçek özgürleşmenin ayırdında olunabilir. Özellikle belirtmemiz gereken bir husus da meditasyonun dünyadan kaçış değil, aksine yaşamı kavrayış olduğudur. Sevgi orada çiçek açar.

Meditasyon düşüncenin olmaması hâlidir. Tıpkı bulutlar olmadığında mavi gökyüzünün tüm görkemiyle görünebilmesi gibi, düşünme olmadığında da düşünceler tarafından gizlenen şeyi tanımaya başlayabiliriz. Düşünceler kayboldukça bilincimiz uyanır, gerçek benliğimiz yavaş yavaş ortaya çıkar. Meditasyon, düşüncenin sona ermesiyle zaman ve mekânın ötesinde farklı bir boyutun algılanabilmesine olanak sağlar. Bu boyuta ulaşıldığında gerçek sevginin özgürce devinimi gözlemlenir. Bu nedenledir ki meditasyonu bilmeyen bir kalbin zamanla kurak bir çöle dönüşmesinin kaçınılmaz olduğu söylenir.

Meditasyon, bir bakıma tüm beden uykuya dalıp derin bir rahatlamaya girerken ulaşılan zihinsizlik ve gerçek uyanıklık hâlidir. Meditasyonda belirli bir aşamaya ulaşıldıktan sonra yoga çalışmalarınızın da kalitesinin arttığını, kolaylaştığını ve daha rafine hâle geldiğini gözlemleyeceksiniz; çünkü bu interaktif ve bütünleşik bir süreçtir. Bugün belki çoğunuzun yadırgayabileceği yürüme meditasyonu, ya da uyku yogası gibi kavramlar o zaman size son derece doğal gelecektir. Kısacası yoga doğru ve kaliteli bir yaşama geçişin adıdır; sanskritçe anlamı da buna işaret eder, “bütünleşme”; ama bakınız, yanlış anlaşılmasın, sonunda öyle hatâlı yazılıp çizildiği gibi “birleşmek” değil, tamamen “bütünleşmek” vardır. Çünkü o artık ayrılığın, benlik duygusunun (ego) ortadan kalktığı kalıcı ve bir daha ayrıştırılamayacak olan “bir olma” durumudur.

A Kerim Soley'in "Yoga ve Meditasyon" makalesinden alıntıdır.





Derslerimize hem online hem de stüdyomuzda katılabilirsiniz. Haftalık ders programımızdan dersleri takip edebilirsiniz.